Siyasi Liderlerin Eğitim ve Nitelik Seviyesinin Toplum Yönetimindeki Önemi

Gazeteci ve yazar Muhammet Binici, “Siyasi Liderlerin Eğitim ve Nitelik Seviyesinin Toplum Yönetimindeki Önemi” başlıklı yazısını, seçimden iki gün önce İttifak Gazetesi’nde kaleme almıştı. Binici’nin bu yazısında, siyasi liderlerin seçilmesinde eğitim ve nitelik seviyesinin hayati önemine vurgu yapılmıştı. Ayrıca, seçim dönemlerinde siyasi partilerin popülist ve duygusal taktikler kullanarak seçmenleri etkilemeye çalıştığına dikkat çekilmişti. Ancak, Binici, seçmenlerin bu taktiklere karşı daha dikkatli olması gerektiğini ve liderlerin eğitim, pratik zeka ve ahlaki değerler gibi niteliklere sahip olmalarının önemine değinmişti. Seçim geride kaldı, kazananlar belirlendi ve kaybedenler ortaya çıktı. Şimdi, Binici’nin “Siyasi Liderlerin Eğitim ve Nitelik Seviyesinin Toplum Yönetimindeki Önemi” başlıklı bu önemli yazısını yeniden okumak, üzerinde düşünmek ve Binici’nin yazdıklarının gerçeklik payını anlamak için en uygun zaman. İyi okumalar!
Siyasi Liderlerin Eğitim ve Nitelik Seviyesinin Toplum Yönetimindeki Önemi
Seçime artık saatler kala, partilerin son çırpınışlarını izliyoruz. Seçimi kazanmak adına ellerinden geleni ardına koymayan partiler, kampanyalarında her türlü hile ve şaklabanlığı denediler. İdeolojilerinden saparak rakip parti seçmenlerinin oyunu almak için çaba sarf ettiler.
Örneğin, bir sol parti cuma namazından sonra camide bulunan cemaate yönelik olarak tesbih, gül suyu, zikirmatik, Namaz takkesi gibi dini motiflere sahip hediyeler dağıtabiliyor. Böylece, camiye giden seçmen kitlesine daha yakın olduğunu ve onların taleplerine duyarlı olduğunu göstermeye çalışıyor. Aynı şekilde, sağ bir parti de sol seçmenlere yönelik olarak ruj, krem veya bikini gibi güya daha modern ve görsel hediyeler verebilir artık bu tür kaymalar sapmalar oy uğruna bunlar için çok normal hale geldi. Bu tür hediyeler, partinin toplumsal çeşitliliği kucakladığını ve sadece belirli bir ideolojiye değil, geniş bir kitleye hitap ettiğini sözde göstermeye çalışıyorlar.
Normal yaşantısında caminin yolunu bilmeyenler seçim döneminde camiden çıkmıyor. Tıpkı ramazan geldiğinde Türkiye’de ki sağ sol medya organlarının Kuran-ı Kerim dağıtması ya da iftar ve sahur programı icra etmesi gibi!..
Kendilerine göre bu vurucu ve anlamlı hediyeler, siyasi partilerin seçim kampanyalarında dikkat çekmek ve güya seçmenlerin duygusal bağ kurmasını sağlamak için kullanıyorlar. Böylelikle aynı zamanda, rakip partinin seçmenlerini kendi tarafına çekmek ve oy almak için etkili bir strateji olarak değerlendiriyorlar. Ancak, bu tür hediyelerin verilmesi, eleştiri ve tartışmalara da neden olabilir ve siyasi partilerin samimiyeti ve niyetleri konusunda sorgulanmalarına yol açarak bu davranış ve tutumları sebebi ile seçim dahi kaybedebilirler.
Ancak unutmamalıyız ki, bu tür şaklabanlığı yapanlar yarın bizim oylarımızla
gelecekler ve bizi yönetecekler. Yani, neye layıksak onunla yönetileceğiz. Bu
durum, seçim sürecinin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Seçim
sandıklarında vereceğimiz her oy, ülkemizin ve geleceğimizin şekillenmesinde
kritik bir rol oynayacak. Bu nedenle, seçim öncesi ve sonrası her vatandaşın
sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerekiyor. Sandıklara gitmeden önce
partilerin vaatlerini, geçmiş performanslarını ve hedeflerini dikkatlice
değerlendirmeli ve en doğru kararı vermeliyiz. Çünkü geleceğimizi
şekillendirecek olanlar, bizim tercihlerimizle belirlenecek. Unutmayalım sandık
başına gittiğimizde seçme hakkımızı kullanırken, ülkenin ve milletin
menfaatlerini ön planda tutmalıyız.
Seçim sandığına gidip oy kullanacak olan kişiler arasında, uzun yıllarını
eğitim hayatına adayan akademisyenler, hâkimler, doktorlar, mühendisler ve
öğretmenler gibi meslek gruplarının bulunması gerçekten de dikkat çekici bir
durumdur. Bu kişiler, topluma hizmet etmek için uzun yıllarını harcamış,
mesleklerinde uzmanlaşmış fertlerdir. Ancak
bu kişilerin, seçim sandığında daha düşük eğitim seviyesine sahip adaylara oy
verme eğilimi, düşündürücü ve şaşırtıcı bir durumdur.
Özellikle doktorlar ve akademisyenler gibi mesleklerde eğitim süreci,
genellikle hayatlarının en verimli dönemlerini alır ve yıllar sürebilir.
Doktorların en az 30 yıl boyunca eğitim alması ve uzmanlaşması, öğretmenlerin
ise en az 25 yıl boyunca eğitimlerini tamamlaması beklenir. Ancak bu süreçler,
yoğun bir özveri ve çaba gerektirir ve sonunda topluma hizmet etmek için hazır
hale gelinir.
Seçim sandığında bu meslek gruplarına mensup olan şahısların, siyasi adayların
eğitim seviyesi ve niteliği konusunda aynı hassasiyeti göstermemesi oldukça
düşündürücüdür. Seçimlerde herkesin, yönetim yetkisine sahip olacak adaylardan
eğitim ve nitelik bakımından belirli bir standartı beklemesi gerekmektedir.
Bu noktada, siyasete girecek olan adayların halkı nasıl yönetecekleriyle ilgili
özel eğitimler alması ve siyaset bilimi, kamu yönetimi, etik, liderlik ve iletişim
gibi konularda detaylı bir eğitimden geçirilmesi elzemdir. Bu eğitimler,
adayların bilinçli ve sorumlu bir şekilde toplumu yönetmelerini sağlayacaktır.
Adaylar, bu eğitimlerden geçtikten sonra ilçe, il, belediye veya ülke
yönetimine talip olmaları sağlanmalıdır. Bu sayede, nitelikli ve donanımlı
adaylar, toplumun yönetiminde görev alacak ve ülkenin ilerlemesi için en uygun
kararları verebileceklerdir.
Siyasete atılmayı düşünen her adayın, halkı yönetme becerilerini geliştirecek
ve kamu hizmetine en iyi şekilde katkı sağlayacak nitelikli bir eğitimden
geçmesi gerekmektedir. Bu eğitim hem akademik hem de kişisel beceri ve pratik
zekâ üzerine olmalıdır. Ancak bu şekilde, ülkenin yönetiminde daha etkili ve
sorumlu bir şekilde hizmet verebilecek nitelikli liderler yetişecektir. Bu,
toplumun refahı ve ilerlemesi için hayati öneme sahiptir.
Kısaca her işi ehline vermek gerekiyor. Bu durumla ilgili bir kıssadan hisse
anlatayım.
Bir gün, sarayın beyleri Sultan Mahmud’a dönerek, “Eyaz denilen kölenin ne
marifeti var ki sen ona otuz kişinin maaşı kadar ödeme yapıyorsun?” diye
sordular. Sultan Mahmud, sessizce dinledi ve bir cevap vermek yerine birkaç gün
bekledi.
Sonra bir av gezisi düzenledi ve beylerini yanına aldı. Yolda bir kervan
gördüler. Sultan Mahmud, beylerinden birine, “Git, bu kervan nereden
geliyor?” dedi. Bey hızla atını sürdü ve birkaç dakika sonra döndü.
“Efendim, kervan Rey şehrinden geliyor” dedi. Sultan Mahmud,
“Nereye gidiyor?” diye sorduğunda ise, bey cevap veremedi.
Bunun üzerine Sultan Mahmud, başka birini gönderdi. O da kervanın Yemen’e
gittiğini öğrendi, ancak yükü hakkında sessiz kaldı. Bir başkası, yükün çoğunun
Rey kâseleri olduğunu söyledi, ancak kervanın ne zaman yola çıktığını bilemedi.
Sonunda, Sultan Mahmud, Eyaz’ı çağırdı. “Eyaz, git ve kervanın her
detayını öğren” dedi. Eyaz, padişahın huzurunda saygıyla eğilerek
konuşmaya başladı. Kervanın Rey’den geldiğini, Yemen’e gittiğini, yükünü,
taşıdığı hayvan sayısını, yolcuların sayısını ve hatta silahlı olanların
sayısını tek tek anlattı.
Beyler, hayret içinde Eyaz’ı dinlediler. Eyaz, tek başına otuz beyin
başaramadığı bilgiyi elde etmiş ve Sultan Mahmud’un istediği bilgileri eksiksiz
bir şekilde sunmuştu.
Bu hikâye bize, bazen marifetin sadece akademik eğitim veya statü ile değil,
pratik zekâ ve tecrübeyle de ölçüldüğünü gösteriyor. Eyaz, kendi marifeti ve
dikkatiyle, önemli bir görevde başarı sağlamış ve böylece herkesin dikkatini
çekmişti.
Siyasi liderlerin seçilmesinde de benzer bir özen ve dikkat gereklidir. Sadece
eğitim seviyesi değil, adayların pratik zekâsı, liderlik yetenekleri ve
toplumsal sorumlulukları da göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü bazen en doğru
kararları almak, sadece bilgiyle değil, doğru zamanda doğru kararları
verebilmekle mümkündür.
Oysa Sultan Mahmud’un sarayında yaşanan bu olay, sadece akademik eğitimin veya
gösterişli bir dış görünümün, insanın asıl değerini belirlemediğini gösteriyor.
Mevlâna’nın dediği gibi, “Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok, nice
elbiseler gördüm içinde insan yok.” Yani, bazıları görünüşte tahsilli ve
iyi giyimli olabilir, ancak içlerinde merhamet ve yöneticilik vasfı
bulunmayabilir. Diğer taraftan, bazıları dışarıdan bakıldığında sıradan veya
mütevazı olabilir, ancak yüreklerinde insanlık, merhamet ve yöneticilik gibi
değerlerle dolu olabilirler.
Bu hikâye, ön yargılarımızdan kurtularak insanları yüreklerinde taşıdıkları
gerçek değerlerle değerlendirmemiz gerektiğini öğretiyor. Ayrıca, toplumu
etkili bir şekilde yönetecek liderlerin sadece akademik ve pratik zekâ değil,
aynı zamanda güçlü ahlaki değerlere sahip olmalarının önemini de vurguluyor. Herkesin
dış görünüşü veya statüsü, asıl kişiliğini veya potansiyelini belirlemez.
Gerçek liderlik ve insani değerler, kalpteki ve davranışlardaki samimiyetle ve
eğitim ile ortaya çıkar.
Selam ve dua ile kalın sağlıcakla!..
BİLİŞİM & SOSYAL MEDYA UZMANI
TV PROGRAM YAPIMCISI - YÖNETMEN
- ramazanavukatlık mesleği hukuk mesleği değildir. taraf olan hukukcu olamaz. bence avukatlar hakim yapılsın. iki tarafın haklarını da devletten maaş alanlar korusun. yoksa fakir avukatsız zengin 20 avukat ile çalışıyor hak yerini bulmuyor. adalet taban
- ramazannoterler hiç bir işe yaramayan kurumlar. boşuna vatandaşın parasını alıyor. bence kapatılsınlar. karşılıklı sözleşme nüshaları var olan kişiler hakkını koruyabilir.
- Şeyh Müslüm İncedalElektro optik ve savunma sanayi alanında bir çok ürün geliştirdim, bunları programınız aracılığı ile bir yatırımcı ile buluşturmak istiyorum, ürünleri programınızda çalıştırabiliriz, ciddi anlamda ses getirecek niteliktedir.
- İdris ERGİNİsmim İdris ERGİN Tokat'ın Turhal ilçesinde yaşamaktayım. 18 yaşındayım. Ak Parti 27. dönem Milletvekili Aday Adayıydım. Bir genç olarak AKİT TV'de yürütmüş olduğunuz Genç Görüş programına katılmak istiyor sizinle program yapmak istiyorum.
FACEBOOKTA BİZ