LGBT (EŞCİNSEL) Yasası Değişiyor: Türkiye’nin Geleceğini Şekillendirecek Düzenlemeler, Medya Manipülasyonları! Ve Siyonist Oyunlar!

Ana Sayfa » Haberler » LGBT (EŞCİNSEL) Yasası Değişiyor: Türkiye’nin Geleceğini Şekillendirecek Düzenlemeler, Medya Manipülasyonları! Ve Siyonist Oyunlar!

LGBT (EŞCİNSEL)  Yasasında Neler Değişiyor? İşte Madde Madde Yeni Düzenlemeler

Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan LGBT (EŞCİNSEL)  ile ilgili düzenlemeler, yeni yasa taslağıyla birlikte önemli değişikliklere uğruyor. 10. Yargı Paketi kapsamında ele alınan taslak, LGBT (EŞCİNSEL)  propagandası, biyolojik cinsiyet, cinsiyet değiştirme ameliyatları ve sembolik evlilik törenleri gibi konularda önemli düzenlemeler içeriyor. İşte madde madde yapılması planlanan değişiklikler:

  • “Biyolojik Cinsiyet” İfadesi Yasaya Giriyor

Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “biyolojik cinsiyet” kavramı eklenerek, cinsiyetsizleştirme akımlarıyla mücadele edilmesi amaçlanıyor.

  • LGBT (EŞCİNSEL)  Propagandasına Hapis Cezası 

Yeni düzenlemeye göre, “eşcinselliği övmek ve özendirmek” suç kapsamına alınarak, LGBT (EŞCİNSEL)  propagandası yapanlara 1 ile 3 yıl arasında hapis cezası verilebilecek.

  • Eşcinsel Sembolik Nişan ve Düğünlere Yasak

Eşcinsel bireylerin gerçekleştirdiği sembolik nişan veya düğün törenleri yasaklanıyor. Bu tür etkinlikleri düzenleyenlere 1 yıl 6 ay ile 4 yıl arasında hapis cezası verilebilecek.

  • Cinsiyet Değiştirme Ameliyatında Yaş Sınırı 21’e Çıkıyor

Medeni Kanun’da yapılacak değişiklikle, cinsiyet değiştirme ameliyatı için gerekli yaş sınırı 18’den 21’e çıkarılıyor.

  • Cinsiyet Değiştirme Süreci İçin Yeni Şartlar

Cinsiyet değiştirme talebinde bulunan bireylerin en az 3’er ay aralıklarla 4 farklı ruh sağlığı değerlendirmesinden geçmesi gerekecek. Ameliyatın ancak bu değerlendirmeler sonucunda zorunlu olduğu belgelenirse onay verilecek.

  • Kanuna Aykırı Cinsiyet Değişikliğine 7 Yıla Kadar Hapis

Kanundaki şartlara aykırı bir şekilde yapılan cinsiyet değiştirme ameliyatları suç sayılacak. Bu müdahaleyi gerçekleştirenler 3 ile 7 yıl arasında hapis cezasına çarptırılabilecek. Ayrıca bin gün ile 10 bin gün arasında adli para cezası uygulanabilecek.

  • Suçlulara Tutuklama Kararı Verilebilecek

LGBT (EŞCİNSEL)  propagandası veya yasaya aykırı cinsiyet değişikliği işlemlerini gerçekleştiren kişilerin suçu işleme şekline ve kamu düzenine etkisine bağlı olarak tutuklama kararı verilebilecek.

Yeni Düzenlemeler Ne Getiriyor?

Bu yasa taslağı, LGBT (EŞCİNSEL)  ile ilgili faaliyetlerin sınırlandırılmasını ve cinsiyet değiştirme süreçlerinin daha sıkı kurallara bağlanmasını hedefliyor. Düzenleme kapsamında, LGBT (EŞCİNSEL)  dernekleri ve topluluklarının kamusal alandaki etkinlikleri, finansman kaynakları ve örgütlenme biçimleri kısıtlamalara tabi tutuluyor. Ayrıca, cinsiyet geçiş sürecine yönelik mevcut hukuki ve tıbbi prosedürler, ameliyat ve hormon tedavisi gibi işlemler zorlaştırılarak sınırlamalara gidiliyor. Yasa taslağı, özellikle reşit olmayan kişilerin cinsiyet geçiş sürecine girmesini yasaklarken, yetişkinler için de sıkı denetimler ve kısıtlamalar getiriyor.

Ancak, bu düzenleme Türkiye’nin taraf olduğu Lanzarote Sözleşmesi ile çeliştiği gibi, UN WOMEN’a (Birleşmiş Milletler Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadının Güçlenmesi Birimi) tanınan yargı ve vergi muafiyeti, diplomatik ayrıcalık ve pozitif ayırımcılık ilkesi ile de çelişiyor.

Yeterli mi, yeterli değil! Bu yasa taslağı, LGBT (EŞCİNSEL) ile ilgili faaliyetlerin sınırlandırılmasını ve Hünsa’lar için cinsiyet geçiş süreçlerinin daha sıkı kurallara ve şartlara bağlanmasını amaçlıyor. Özellikle cinsiyet değiştirme ameliyatları ve hormon tedavilerine erişimi büyük ölçüde kısıtlayan bir düzenleme ancak, toplumdaki LGBT (EŞCİNSEL)  BİREY (!?) lerin yalnızca küçük bir kısmı yaklaşık %5’i hormon alıp cinsiyet geçiş sürecine giriyor, geri kalan %95’lik kesim ne hormon alıyor ne de cinsiyet değiştirme ameliyatı olmak istiyor. Hayatlarına ve işledikleri cürümlere oldukları gibi devam ediyor.

Burada diğer bir sorun, medyanın bu konudaki özendirici rolüdür. Alkol, uyuşturucu bağımlılığı, fuhuş ve kumar, adrenalin bağımlılığı ayrı bir sorundur. Devlet eliyle desteklenen karnaval gibi etkinlikler, giderek bozulan beslenme alışkanlıkları, hormonal gıdalar ve endüstriyel gıdaların yan etkileri, bu konuda riski daha da artırıyor.

Daha büyük tehlike ise, din, ahlak, gelenek ve biyolojik cinsiyetten bağımsız, NESNEleştirilen ve GENDER diye tanımlanan GENOM LGBT (EŞCİNSEL)  BİREY(!?)lerinin %95’lik kesiminin medya ve dijital platformlar aracılığıyla sürekli belirli kalıplara yönlendirilmesi. Telefon, tablet, televizyon ve bilgisayar (3T1B) üzerinden kişilerin ruhları, kimlikleri ve bedenleri adım adım yeniden şekillendiriliyor. Yazılı ve görsel medya, popüler kültür ve dijital içerikler aracılığıyla kişilere sürekli yeni kimlikler ve eğilimler empoze ediliyor. Bu süreç, her gün yeni kişilerin “Ben de ameliyat olmalıyım, ben de hormon tedavisine başlamalıyım” düşüncesine kapılmasına neden olarak, cinsiyet geçiş sürecine girenlerin sayısına her gün bir yenisini ekliyor. Giderek yayılan Tattoo (döğme) ve Piercing (Vücudun delinerek burun, dil, kulak gibi bölgelere metal veya benzeri maddelerin takılması) uygulamaları, Lucid Dream ve Astral yolculuklar da kişiler üzerinde olumsuz etkilere sebep olabiliyor.

Bu %95’lik kesimin, dayatılan bu yönelimlere kapılmalarını önlemek ve fıtratlarına zihinsel olarak geri dönmelerini sağlamak ancak bilinçli terapi-tedavi ve rehberlik süreçleriyle mümkün olabilir. Bu nedenle, devletin, aile ve STK’ların, yerel yönetimlerin zaman kaybetmeden LGBT (EŞCİNSEL)  lobilerinin hedefi haline gelen bu kişiler için kapsamlı bir destek mekanizması oluşturması büyük önem taşıyor. Fıtrata uygun bir psikolojik destek sağlamak amacıyla alanında uzman psikologlar, pedagoglar ve psikiyatrlar yetiştirilmeli; bu süreçleri yönetecek enstitüler ve rehabilitasyon merkezleri kurulmalıdır. Ancak bu şekilde, medya manipülasyonunun etkisi altındaki kişiler, karanlıktan aydınlığa çıkabilecek ve kimliklerine dair sağlıklı bir farkındalık geliştirebileceklerdir. Mevcut haliyle bile bu yasa tasarısının, ABD, Rusya, Gürcistan ve Peru’da alınan kararlar ve yürürlüğe giren yasalarla kıyaslandığında oldukça yetersiz kaldığını vurgulamak gerekir.

Şimdi ise, yasa tasarısına eklenen bu düzenlemelerin ardından, tasarının medyaya sızdırılma sürecine ve özellikle sol kesimin yanı sıra LGBT (EŞCİNSEL)  yanlısı yazılı ve görsel basının bu düzenlemeye karşı yürüttüğü kampanyalara, manipülatif yayınlara ve siyasi hamlelere değinelim.

T24, 2 Mart 2025’te “Kanuna Aykırı Cinsiyet Değişikliği ve LGBTİ+’ların (EŞCİNSELLERİN) Sembolik Evliliklerine Hapis Cezası Geliyor” başlığıyla yasa tasarısını hedef alan bir haber yayımladı. Haberde, CHP İzmir Milletvekili Gökçe Gökçen ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Özgül Saki’nin tasarıya yönelik sert eleştirilerine geniş yer verildi. T24, bu açıklamaları öne çıkararak tasarıyı kamuoyunda tartışmalı hale getirmeye çalıştı.

Ardından, kamuoyunu alevlendiren bu haberlerin hemen sonrasında, aynı yayın organı “Dönüştürme Seansı’nda Taciz ve İstismar İddiası; Çocuklar Suçladı, Prof. Dr. Ahmet Akın Reddetti: ‘Bu Çocuklar Raydan Çıkmış!’” başlıklı yeni bir haberle tartışmayı daha da derinleştirdi. Haberde, Prof. Dr. Akın’ın, uzmanlık alanı olmamasına rağmen LGBTİ+ eğilimleri olduğunu düşündüğü çocuklara “dönüştürme terapisi” uyguladığını kabul ettiği iddia edildi.

T24, bu iddiaları aktarırken, Prof. Dr. Akın’ın ifadelerini çarpıtarak, toplumda infial oluşturmaya yönelik bir dil kullanmayı tercih etti. Üstelik haberde geçen istismar suçlamalarısosyal medya platformu X üzerinden yapılan bir ifşa paylaşımına dayandırılarak, kamuoyunun manipüle edilmesine zemin hazırlandı.

Her ne hikmetse, bu sözde eşcinsel çocuklar taciz ve istismarı yetkili mercilere bildirmek yerine, X platformunda ifşa etmeyi tercih etti. T24 ise bu durumu sorgulamak yerine, tacizci hakkında neden suç duyurusunda bulunulmadığını ve bunun yerine neden sosyal medyada paylaşarak halkın vicdanının hedef alındığını tartışmadı. Peki, ifşayı yapanlar ve onların arkasındaki kişiler, bu süreci en başından itibaren birlikte mi planladı? Yoksa T24 de en başından beri bu işin bir parçası mıydı?

Son 10 yılda bu alanda yaptığım araştırmalar, incelediğim belgeler, çarpıtmalar, iftiralar ve manipülasyonlar bana küresel lobilerin ve istihbarat destekli etki ajanlarının nasıl çalıştığını iyi öğretti iyi belletti. T24’ün bu hamlesinin amacı da çok açıktoplumlu doğru yönde ileri doğru ilerletecek yasa tasarısını engellemekülke içinde kaos ortamı oluşturmak ve böylece ağababalarının çıkarlarına hizmet etmek. Bugüne kadar yaşadıklarımız, bu girişimin de bilinçli bir manipülasyonun parçası olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Bu konuda UN WOMEN bu çevrelere çok büyük maddi, manevi, siyasi ve hukuki bir koruma sağlıyor ve ne yazık ki bu örgüt ülkemizde faaliyetlerine devam ediyor.

Prof. Dr. Ahmet Akın’ın içine çekilmek istendiği senaryo, adeta bir kopyala-yapıştır taktiği! Yıllar önce Söz Meydanı programımda deşifre ettiğimiz, Avukat Bülent Demir’in anlattığı “Hüseyin Üzmez vakası”yla birebir aynıAhmet Akın’ı itibarsızlaştırarak, 10. Yargı Paketi’ni akamete uğratma ve itibarsızlaştırma girişimi açıkça ortada.

Hedef, bir kişiyi karalayarak, tüm bir düzenlemeyi baltalamak! Yani, “İkinci Hüseyin Üzmez vakası” sahneye konuyor. Klasik taktik: Kamuoyuna servis edilen manipülatif iddialar, oluşturulan algı operasyonları ve gerçekleri gölgelemeye çalışan medya hamleleri… Tabii, vatandaş yerse!

26 Aralık 2019’da hazırlayıp sunduğum programın linkini paylaşıyorum. Konuları incelediğinizde, Türkiye’nin geldiği durumu günümüzle kıyaslayabilirsiniz. İşte o programın linki: https://youtu.be/AWa8pT4einc

Bu VTR’de, 26 Aralık 2019 tarihinde Söz Meydanı Programımda, Avukat Bülent Demir’in Hüseyin Üzmez ile ortaya koyduğu gerçekler ve işin manipülasyonlarının perde arkası tüm açıklığıyla ele alınıyor.

Bugün geldiğimiz noktada, benzer senaryoların tekrar tekrar sahneye konduğunu görüyoruz. Algı operasyonları, medya manipülasyonları ve toplum mühendisliği ile hedef alınan kişiler itibarsızlaştırılıyor, toplumu dönüştürmek isteyen küresel lobilerin çıkarları uğruna kullanılıyor.

Ve şimdi soruyorum: Bu olaylar kimin işine yaradı? Gerçekleri öğrenmeye hazır mıyız?

Şöyle süreci biraz hatırlayalım…

İstanbul Sözleşmesi imzalanmadan önce, bir kadın cinayeti tüm Türkiye’ye mal edilmiş, sonrasında ışık hızıyla tüm partilerin oluruyla sözleşme kabul edilmişti. Köpek kanunu değiştirilmeden önce, öldürülüp yarı gömülen köpekler medyaya servis edilerek büyük bir infial oluşturulmuştu. Peki, sahip çıkamadığımız ve koruyamadığımız yavrumuzun durumu neydi? Aynı şekilde, eşcinsel evliliklerin önünü açma amacıyla, bir klipte eşcinsel birinin elinden tutup yatak odasına götürdüğü görüntüler topluma sunulmuştu. Medya, popüler kültür aracılığıyla bu tür içerikleri yedirmeye çalıştı.

Yine bir başka örnek, eşcinsel bir sanatçının, üniversite sınavında halk ozanlarımızdan üstün tutulmuş olmasıydı. Üstelik aynı sanatçının, YKS sorusunda adaylara ‘Gözümün gördüğü, göğsümün bildiği ile bir değil’ adlı şarkısındaki cümlenin ne ifade ettiği sorulmuştu. Eğitim alanında ise çocuklara, ‘Kızlar erkeklerin elbiselerini giyebilir, oyuncaklarıyla oynayabilir, erkekler de kızların’ şeklindeki bir anlayışın temelleri atılmak istenmişti.

Eğitim kitaplarındaki cinsiyetsizleştirme projelerinden bahsetmek bile istemiyorum. Bu tür yaklaşımlar, gelecekte çocuklarımızda geri dönüşü imkânsız bir cinsel kimlik kargaşası oluşturmak için atılan adımlardı ve ne yazık ki, bu amaçlarına kısmen de olsa ulaştılar. Bu süreç, çocuklarımızın kimliklerini şekillendirecek temel değerleri sarsarak, toplumsal yapıyı ve kişilerin psikolojisini derinden etkileyen bir dönüşüme başladı.

Bir diğer örnek ise, Uzak Doğu’dan gelen eşcinsel K-Pop sanatçılarının, milletin vergileriyle gençlerimize ücretsiz konserler vermeleri için yapılan teşvikti. Neyse ki, bu çabaların farkına varıp bazılarını iptal etmeyi başardık. Ancak tüm bu gelişmeler, Türkiye’de yıllardır ilmek ilmek işlenen bir planın açık bir göstergesi. Dünyadaki gayri Müslim ülkeler dahi, bu tür yanlışlıklardan kurtulmuşken, bizler de nihayetinde bu yozlaşmadan kurtulmak için adımlar atmaya başladık. Ancak, Siyonist lobiler bu adımlarımızı boşa çıkarmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışıyor.

Yine geçtiğimiz ay Binici ile Söz Meydanı programımda Psikolog Hüseyin Kaçın’ın tedavi ve terapi yöntemlerini eleştiren sözde bir eşcinsel tarafından CİMER’e yazılan şikâyetler ve eşcinsellerin Amerika Psikiyatri Birliği (APA)’ne yönelik gerçekleştirdiği darbe sonucu yapılan oylama ile alınan “Eşcinsellik doğuştandır, psikolojik bir rahatsızlık değildir” kararına dayanılarak, Hüseyin Kaçın’ın arkadaşının danışanlarını dinlediği mekan mühürlenmişti.

Aynı merciler bu sözde eşcinselin şikayetini dikkat alırken 4. sınıf tıp örencisi olan bu eşcinselin söylediklerini neden dikkate almıyor?

” Eşcinsellikten Kurtulmak Mümkünken: Trans Ameliyatları Cinayettir!

Sağlık bakanlığı Hüseyin Kaçın hakkında eşcinselleri tedavi ettiği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunmuş. Neymiş hasta tedavi edebilmek için tıp fakültesi mezunu olmak gerekirmiş. Buradaki sihirli kelime “tedavi etmek” mi? Hüseyin Kaçın hiçbirimize ilaç vermemiş ya da reçete etmemiştir. Muayene ya da tedavi amaçlı hiçbir fiziksel eylemde bulunmamıştır. Sadece oturup sohbet etmiştir. Şuan ortalık kozmik enerjiyle insanları şifalandıran, ona buna sülük yapıştıran, hacamat adı altında iz bırakacak şekilde faça atan şarlatanlarla dolu. Hiçbirisi de tıp fakültesi mezunu değil. Peki sağlık bakanlığı bunlarla ne kadar ilgilenmektedir? Aslında bunların hepsi hikaye. Hüseyin Kaçın psikoloji lisans mezunu bir psikologtur ve mesleğinin gereğini yapmaktadır. Hem eşcinsellik sanki daha kaç yıl öncesine kadar cinsel kimlik bozukluğu olarak sınıflandırılıyordu? Sorulması gereken soru şudur, sağlık bakanlığı bizim gibi durumundan rahatsız eşcinseller için bize ne gibi imkanlar sunmaktadır?”

Şimdi, 10. Yargı Tasarısı ile aslında yönetim kendi hatalarını görüp kısman düzeltme çabasına girmiş gözüküyor. Asıl sorun bu gün UN WOMEN, kimlik kartlarındaki GENDER ve Lanzarote.. 

10 Yargı tasarısı ile yönetim;  adalet, barış, özgürlük, hak ve hakikatten yana önemli bir adım atarken, toplumu manipüle edip yönlendirmek amacıyla kamuoyuna servis edilen  Prof. Dr. Ahmet Akın meselesi de oldukça manidar bir hale geliyor ve tasarıyı akamete uğratma çabası olarak karşımızda duruyor.

Sonuç olarak, 10. Yargı Tasarısı ile doğru yönde ileri doğru küçük de olsa bir adım atılmış oluyor. Ancak, bu tasarıya karşı yürütülen kampanyalar ve manipülasyonlar, toplumda bilinçli bir şekilde karışıklık çıkartma çabalarını gözler önüne seriyor. Medyanın, LGBT (EŞCİNSEL)  hareketinin destekçileri tarafından yönlendirilen algı operasyonlarıyla bu düzenlemelere karşı güçlü bir direniş oluşturuluyor. Prof. Dr. Ahmet Akın ve Psikolog Hüseyin Kaçın üzerinden yapılan itibarsızlaştırma çabaları da, bu tür manipülasyonların bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.

Tasarının temel gayesi, toplumun bütünlüğünü koruyarak, fertlerin sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olmasını sağlamak. Ancak, bu amaca ulaşabilmek için yalnızca yasal düzenlemeler yeterli olmayacak, aynı zamanda toplumsal bilinçlenme, rehberlik ve terapi süreçlerine büyük önem verilmelidir. Toplumun farklı kesimlerinin çıkarları doğrultusunda şekillendirilen medya söylemleri ve dijital içerikler, büyük bir tehlike arz etmektedir. Bu süreçten korunabilmek ve sağlıklı kişiler yetiştirebilmek için devletin de üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi büyük bir önem taşımaktadır.

Türkiye’de yaşanan bu toplumsal dönüşüm süreci, sadece yasal düzenlemelerle değil, aynı zamanda toplumun doğru bilgilendirilmesi ve eğitimle desteklenen bir yaklaşımla başarıya ulaşabilir. Adalet, barış ve özgürlük temelli bir değişim süreci, toplumun tüm kesimlerinin katkısı ve sağlıklı bir işbirliği ile mümkün olacaktır. 

BİLİŞİM & SOSYAL MEDYA UZMANI

TV PROGRAM YAPIMCISI - YÖNETMEN

  • ramazanavukatlık mesleği hukuk mesleği değildir. taraf olan hukukcu olamaz. bence avukatlar hakim yapılsın. iki tarafın haklarını da devletten maaş alanlar korusun. yoksa fakir avukatsız zengin 20 avukat ile çalışıyor hak yerini bulmuyor. adalet taban
  • ramazannoterler hiç bir işe yaramayan kurumlar. boşuna vatandaşın parasını alıyor. bence kapatılsınlar. karşılıklı sözleşme nüshaları var olan kişiler hakkını koruyabilir.
  • Şeyh Müslüm İncedalElektro optik ve savunma sanayi alanında bir çok ürün geliştirdim, bunları programınız aracılığı ile bir yatırımcı ile buluşturmak istiyorum, ürünleri programınızda çalıştırabiliriz, ciddi anlamda ses getirecek niteliktedir.
  • İdris ERGİNİsmim İdris ERGİN Tokat'ın Turhal ilçesinde yaşamaktayım. 18 yaşındayım. Ak Parti 27. dönem Milletvekili Aday Adayıydım. Bir genç olarak AKİT TV'de yürütmüş olduğunuz Genç Görüş programına katılmak istiyor sizinle program yapmak istiyorum.

FACEBOOKTA BİZ